Arif Mardin, 15 mart 1932 yılında İstanbul’da doğdu. Caz müziğine duyduğu ilgiye rağmen üniversite eğitimine İstanbul Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde başlayan ve London School of Economics’te devam eden Mardin’in hayatı 1956’da Dizzy Gillespie Orkestrası ile birlikte İstanbula gelen aranjör Quincy Jones’la tanışmasıyla birlikte tümüyle değişti.
Arif Mardin
"Quincy Jones’la, Dizzy Gillespie orkestrasıyla beraber İstanbul' a geldiği zaman tanıştık ve arkadaş olduk. O sıralarda orkestrada dördüncü trompet olarak yer alıyordu ve aynı zamanda topluluğun aranjörüydü. Kendisinden, adına Berklee’de bir burs açıldığını ve bunun için bursiyer aradıklarını duymuştum. Ben de onlar Amerika’ya döndükten hemen sonra hayali küçük bir big band için “Blues” isimli parça da aralarında olmak üzere üç parça yazdım ve bunları Quincy Jones’a dinletsin diye o zamanlar “Amerika’nın Sesi Radyosu”nda çalışan bir arkadaşıma yolladım. Quincy Jones, bestelerimi beğenmekle kalmadı, O yıllarda New York’un cazdaki milli takımı olan Phil Woods, Hank Jones gibi müzisyenlere bu üç parçayı keydetti, “Amerika’nın Sesi Radyosu” da projeyi finanse etti ve parçaları programlarında çaldı. Quincy Jones, tüm bu gelişmelerin ardından, bu kayıtları Boston’daki Berklee Müzik Okulu’na yollayarak “Bursiyerim bu bestenin sahibidir” dedi. Bu şekilde ben de o bursu kazanmış oldum.
Berklee Müzik okulunda Full burslu okuyan ilk Türk olan Mardin, dört senelik müzik eğitimini 1,5 yılda tamamladı ve...
Arif Mardin
"Sonra öğretmen oldum Berklee’ de ve big band aranjmaları yapmak için her türlü ortamı bulmuş oldum. Zaman böyle akıp giderken bir gün eşim “Senin rüyan bu muydu, amacın öğretmen olmak mıydı?” diye sordu. “Hakkın var” dedim ve 1962’ de New York’a taşındık. Maddi açıdan hiç rahat bir durumda değildik ve eşim kendine Birleşmiş Milletler’de sekreter olarak iş buldu. Ben de akşamları barlara, klüplere gidip, bestelerimi çalar mısınız diye soruyordum. Çok geçmeden, 1963 te Nasuhi Ertegün beni Atlantic Records şirketine aldı. En alt pozisyondan başladım, stüdyo menajeri oldum, sonra benim aranjman yeteneğimi keşfettiler ve böylece yıldızlara aranjmanlar yapmaya başladım, sonunda da prodüksiyona geçtim.
Meslek hayatına 1963 yılında Nasuhi Ertegün'ün asistanı olarak Atlantic Records' ta başlayan Mardin, 1969-2001 yılları arasında şirketin Başkan Yardımcılığı görevini yürüttü. Her ikisi de "Atlantic Sound"unu dünyaya kabul ettiren kişiler olarak kabul edilen Ahmet Ertegün ve Jerry Wexter'la birlikte birçok projede çalışan Mardin, The Bee Gees'le yaptığı "Jive Talkin"le dikkatleri çekti.
The Bee Gees”den Barry Gibb, bir röportajında topluluğun adeta imzası haline gelen o tiz, falsetto vokallerin yaratıcısının Arif Mardin olduğu söylemiştir.
Arif Mardin
"stüdyonun içinde çok elektrikli, yaratıcı bir hava vardı. Barry’ye parçayı söylerken sesini bir oktav daha yukarı çıkarmasını teklif ettim. O da bir oktav yukarıya çıkarsa, “bağıra bağıra şarkı söyler” duruma geleceğini ve bunun utanç verici olma ihtimalini düşünerek, “bunun yerine hafif sesli bir falsetto yapayım” demiş kendi kendine, sahte vokal yani. İşte o parça da (Jive Talkin’) öyle yaratıldı ve albümün diğer parçalarında da o vokali tekniğini kullandık.
Arif Mardin her zaman en son teknolojiyi kullanmıştır ancak "her zaman baki kalan beste ve sözlerdir" demiştir.
Arif Mardin
"İyi bir beste ve iyi sözler yoksa, ne yaparsanız yapın o parça başarılı olamaz... Ne kadar iyi teknoloji kullanırsanız kullanın... Ama mesela bu aralar tamamen teknoloji üzerine yapılmış dans parçaları var, “tekno” deniyor adına. Onları da beğeniyorum ben. Biz de teknolojiyi buna benzer şekillerde kullandık. Mesela Bee Gees’in bazı parçalarında bas taklidi melodiler yaptık, “synthesizer”lar kullandık. Yani ben hep teknolojiyle içiçe çalıştım. Ama esas besteye ve soliste önem vermek lazım. Beste ve solist elmas bir taşsa, aranjman onun montürüdür.Bugün şarkı söylemesini bilmeyen insanları detone olmaktan kurtaran makineler bile var. Yani bir taraftan detone ses giriyor, öbür taraftan çok güzel, doğru bir ses çıkıyor. Bu şekilde şarkıcı eğer güzel bir hanım veya yakışıklı bir erkekse, plak satın alan kitleye hitap edebiliyor. Ama canlı olarak konsere çıktı mı, orasını sormayın, felaket olabiliyor."
Atlantic Record’un kurucusu Ahmet Ertegün’ün “ Birçok yapımcı her yeni projede bir parmak izi gibi tınıyı işlerken, Arif Mardin, farklı türlere getirdiği yaratıcılığıyla müziğe kendi damgasını vuruyor” dediği Arif Mardin, 2001 ‘de Atlantic Records’tan emekli oldu. Mardin, aynı yılın Eylül ayında üstlendiği EMI’nin Eş Başkanlığı ve Manhattan Records’un Genel Müdürlüğü görevlerini 2004 yılına kadar sürdürdü.
EMI'deki ilk işi olarak üstlendiği Norah Jones'ın "Come Away With Me" albümüyle "Yılın Yapımcısı" Grammy ödülünü kazanan Mardin, daha sonra Jones' ın ikinci albümü "Feels Like Home"u da Jones'la birlikte gerçekleştirildi. 2006 yılında Oğlu Joe Mardin ile birlikte görme özürlü sanatçı Raul Midon’un ilk albümünün prodüktörlüğünü üstlenmiştir.
Arif Mardin, Carly Simon, The Young Rascals, Bette Midler, Barbra Streisand, Diana Ross, Patti Labelle, Average White Band, Anita Baker, the Bee Gees, Judy Collins, Phil Collins, Culture Club, Roberta Flack, Aretha Franklin, Hall & Oates, Donny Hathaway, Norah Jones, Chaka Khan, Melissa Manchester, Manhattan Transfer, Modern Jazz Quartet, Willie Nelson, John Prine, Scritti Politti, Queen, Dusty Springfield, David Bowie, Jewel ve Ringo Starr gibi isimlerle yaptığı çalışmalarla son kırk yılda popüler müziğe yön veren dünyadaki en önemli isimlerden biridir. 40 yılı aşkın kariyeri boyunca, çalışmalarıyla 60 'a yakın Altın ve Platin Plak Ödülü almıştır. 15 kez Grammy Ödülü'ne aday olmuş ve 12 Grammy ödülü kazanmıştır
Hayatının 48 yılını eşi Latife Mardin’le birlikte geçiren Arif Mardin, aynı zamanda Türkiye’de Halkla İlişkiler sektörünün kurucusu Betûl Mardin’in de kardeşidir. Sanatçının, Berkeley mezunu oğlu Joe Mardin de kendisi gibi yapımcı ve aranjör olarak çalışıyor. Kızı Julie Mardin ise tanınmış bir avangard fotoğrafçıdır.